YAZ’MAK

Yazmak… Bazen mesleğinle yazmak; bazen aklınla yazmak; bazen de kalbinle yazmak… Mesleğimizde, öğrendiklerimizi ve araştırdıklarımızı aktarırken; kalbimizde, var olan duygularımızı paylaşır; aklımızda, mantığın sesini dile getirmeye çalışırız. İnsanlık tarihinde yazının çok önemli bir yeri vardır. Yazı geçmişle aramızda bir köprü görevi görmektedir. Yazı ile insanlar geçmişte yaşanılan önemli olayları günümüze kadar aktarma imkanı bulmuşlardır. Bu sayede kültürel birikimler de nesilden nesile aktarılmıştır.

Yazmak

Bence yazmak, öyle sanılanın aksine ilham perilerinin etrafına toplanmasıyla gerçekleşen bir eylem değildir. Bunu savunmak belki de yazan herkese haksızlık olur. Çünkü yazmak bir bakıma depolamaktır. Yaşadıklarını, okuduklarını, etkilendiklerini, öğrendiklerini, gördüklerini, duyduklarını… İlham perileri de hiç yok değiller, bence onların görevi depoladıklarımızı aktarabilmek için gerekli zamanı ve gerekli ortamı ayarlayabilmektir.

Yazarların romanlarındaki karakterlerin yazarın kendisi ve çevresindekiler ile benzerlik gösteriyor olması belki de bu yüzdendir. Çünkü okuyucuya bir duyguyu yansıtırken ne kadar gerçekçi olursan okuyucu da o denli etkilenecektir.

Tolstoy’un Gözünden Yazmak

Anna Karenina’nın Yazarı Lev Tolstoy

Dünya Klasiklerinden Lev Tolstoy’un kaleme aldığı “Anna Karenina” romanını bilirsiniz. Bu roman, yazıldığı dönem Rusya’nın sosyal yaşamını ve toplumsal yapısını başarıyla ortaya koyması bakımından takdir görmüş, pek çok liste tarafından dünyanın en iyi romanları arasında gösterilmiştir.

Araştırmacılar bu romanda, Tolstoy’un çevresindeki kişiler ve olaylarla benzerlik gösteren olaylar ve karakterlerin bulunduğunu söylemektedir. Hatta bir karakterde de kendini anlattığı söylenmektedir. Romandaki Levin karakterinde aslında kendini anlattığı düşünülmektedir ve tıpkı romandaki Levin’in kardeşi Nikolay gibi Lev Tolstoy’un kardeşinin de veremden öldüğü bilinmektedir.

Lev Tolstoy’un biyografisini yazan yazar Henri Troyat, “Anna” karakteri için tıpkı romandaki sonla aynı sonu olan, Tolstoy’un komşusu ve aynı zamanda da arkadaşı olan Bibikov’un birlikte yaşadığı Anna Stepanovna Pirogova adlı bir kadının olduğunu söylemiştir.

Yani Tolstoy da yaşadıklarını, okuduklarını, etkilendiklerini, öğrendiklerini, gördüklerini, duyduklarını…

Bence yazmak, içinde yanan bir meşaleyi nesilden nesile aktarmaktır. Bu kimi zaman yazıldığı dönemin sosyal ve toplumsal yapısına ışık tutarken kimi zaman da yazan kişinin duygularına ışık tutar.

Bir Türk atasözü der ki;

“Söz kulağa, yazı uzağa gider.”

Güncel yazılarımızı incelemek için tıklayınız.

Çok yakında paylaşımlarımıza başlayacağımız instagram hesabımızı da takip etmeyi unutmayınız.